Mem u Zin ilginç bir aşk kitabı; yine de onu yalnızca bir aşk kitabı olarak nitelendirmek hafife kaçar. Bilmiyorum böyle bir kategori var mı fakat ben Mem u Zin’i okuduğumda onu politik bir aşk destanı olarak değerlendirmeyi tercih ettim. Aslında ilgim ilk etapta bu kitaptaki dini motifler ve sembollerle alakalıydı. Bunlar hakkında bir yazı kaleme almak istedim fakat okuduğum bir cümle, daha doğrusu bir kelime, peşimi bırakmadı.
Ahmed-i Xani (1651-1707) kitabının “Saki, Şarabı Kadehe Doldur” başlıklı yedinci bölümün son dizelerinde şöyle bir cümle kurar: “Kurmancim u kohi u kenari”. Mehmet Emin Bozarslan 1968 yılında yayınladığı ilk çeviride bunu “Ben Kürdüm, dağlıyım, kenardanım” olarak ifade etmiş. Herhalde birebir çevrilseydi bu ‘‘kenardanım’’ değil, ‘‘kenardayım’’ ya da ‘‘kenarda duruyorum’’ olmalıydı. İşte peşimi bırakmayan tam da bu kenarda olmak ifadesiydi. Garip ama bana çok modern bir söylem gibi geldi.
Muhtemelen onun yaşadığı dönemde de şimdilerde olduğu gibi, Kürt ve dağlı olmak sorunsuz bir ikili olarak kabul görülmekteydi. Fakat yanı sıra kenarda olmak bu cümleye neden eklenmişti? Xani kenarda olmakla mensubu olduğu topluluktan kendisini ayrı kılan bir özelliğinin önemini mi belirtmek istemişti? Öyleyse kenarda durmak burada onun entelektüel birikimini, tarafsızlığını ya da yalnızlığını ifade etmek için mi kullanılmıştı? Üstelik, toplumun bilfiil içinden biri, bir molla ve bir şair olarak kenarda olduğunu neden vurgulamak istemişti ki!
Mem u Zin’in birçok çevirisi var. Bozarslan sonrası yapılan çevirilerde bu ifade hep farklı tercüme edilmiş - ki bu da kelimenin zahmetli bir anlam taşıdığına işaret ediyor olsa gerek. Örneğin Kadri Yıldırım ‘‘Kürdüm, dağlıyım, kenardan sayarım kendimi’’ olarak Türkçeye çevirmiş. Selim Temo ise cümleyi ‘‘Kürdüm ben, dağlıyım ben hem taşralıyım’’ olarak okumuş. Temo, sanki İstanbul veya Ankara’dan bakarak Xani’yi konumlandırmış. Kitabın İngilizce çevirilerinde de farklı bir durumla karşılaşmıyoruz. Feryad Fazil Omar ve Mitch Cohen için kenarda olmak ‘‘outsider’’ (aykırı, yabancı) olmaya eş olmuş. Diğer yandan Salah Saadalla, 2008 yılı çevirisinde kenarda olmayı ‘‘frontiersman’’ (sınırda yaşayan, medeniyetten uzak) olarak anlamış.
Muhtemelen Mem u Zin ve Xani hakkında yapılmış en kapsamlı çalışmalardan birisi Süleymaniyeli İzeddin Mustafa Resül’e aittir. Resül, onun geniş entelektüel birikime sahip olduğunu ve bilgilerini kitabında kullanmaktan hiç geri durmadığını vurguluyor. Öyle ki Xani bir aşk kitabında mensubu olduğu toplumun yöneticilerine dair kızgınlığını aktaracak kadar kendinden emin. Xani taraf olduğu kesimleri ve düşünceleri gizleme ihtiyacı duymuyor. Ayrıca o, Zerdüşt’ten Mani’ye kadar birçok İslam dışı figüre atıf yapmakta ya da güneşe övgüler dizmekte de kendisini son derece rahat hissediyor. Birçok açıdan Mem u Zin’i inceleyen Resül, Xani’deki bu çoklu düşünce yapısından yola çıkarak onun hangi tarikat veya mistik düşünceye yakın olduğunu soruyor. Resül’e göre bâtın yönü çok güçlü olan Xani herhangi bir şeyhe veya akıma bağlı olmayacak kadar özgün.
Belki de bu yüzden Xani’yi takip etmek her zaman kolay olmayabilir; fikirler ve feryatlar aynı anda duyulduğunda, insan her şeyden önce vicdanıyla karşı karşıya gelebilir. Xani böyle bir yazar. Okuru bildikleriyle bir başına bırakıp, bir cevap bekler. Merhametsiz değildir, tesellisi hazır: İşte mum parladı sen pervaneysen/ İşte yanına İsa geldi eğer ölüysen/ Sakın sen bu aşk yüzünden deli olma/ Sen tanıdıksın yabancı gibi davranma.
Öyleyse, şimdi önemli bir soruya geçebiliriz: Xani tasavvuftan felsefeye, teolojiden edebiyata, siyasetten folklora kadar sahip olduğu bilgileri nereden edinmişti? 17. yüzyıl Osmanlı açısından her düzeyde, özellikle de düşünsel alanda, bir gerileme dönemi olarak tanımlanırken, Selim Temo’nun taşrasında bir molla hepimizi imrendirecek bu bilgilere nasıl sahip olmuştu?
Meğer sorunun cevabı hemen yanı başımızdaymış. Bunu, Khaled El-Rouayheb’in Islamic Intellectual History in the Seventeenth Century (17. Yüzyılda İslam’ın Entelektüel Tarihi) başlıklı kitabından öğreniyoruz. Bu yüzyılda İstanbul’da hakim olacak tutuculuğun aksine, Kürt bölgelerinde felsefi ve rasyonel bilimler öğretilmeye devam edilmiş. Bunun en önemli nedeni ise “Farsların kitaplarını” okuyabiliyor olmalarıymış; çünkü İran’da 15. yüzyıldan itibaren etkili olan rasyonel bilimler, 17. yüzyılda da Fars, Kürt ve Azeri alimler tarafından kendilerine ait yenilikçi bir eğitim yöntemi ile Orta Doğu’nun diğer merkezlerine taşınmış. Bu alimlerin etkileri Hicaz’a kadar yayılacak ve Diyarbakırlı Molla Çelebi Amidi gibileri tarafından da İstanbul’a kadar getirilecekti. Molla Çelebi bizzat IV. Murad tarafından İstanbul’a davet edilmişti. Kürt alim Molla Mahmud 1663 yılında Şam’da ders vermeye başladığında bu büyük bir heyecan yaratmış. Keza kendisi Adanalı olan Hoca Abd ‘ül Rahim felsefe bilimlerini (matematik, fizik ve metafizik) öğrenmek için Kürt bölgelerine gidip ders almıştı.
Demek ki Xani bulunduğu farklı medrese ortamlarında hiç de yalnız veya anlaşılmaz sayılmazdı. Bu tespit, kenarda olmayı, Xani’nin kendi kendisini yetiştirmiş olmasına bağlayan Resül’ün izahını; ve onun eserini medrese ortamı için yazdığına işaret eden Michiel Leezenberg’in yorumunu yeniden değerlendirmemizi olanaklı kılar.
Kaldı ki, kenarda olmak ifadesini, yalnızlığa yapılmış bir gönderme olarak kabul etsek bile, bu olumsuz bir ifade olarak algılanmayabilir. Xani’nin söylemini modern yapan da biraz bu yanıdır. Yalnızlık hali, modern dünyada oldukça taraftar bulmuş bir olgudur: Nietzsche’den Sartre’a kadar birçok filozof yalnızlığın insanın kendi varlığını anlaması için ne kadar değerli bir şey olduğuna dair ifadeleriyle bilinmekteler. Daha da ötesi Xani, çok yönlü düşünce tarzıyla döneminin Osmanlısını değil, Erken Modern Çağın Avrupalı düşünürlerini anımsatır. Bu açıdan, tıpkı Xani gibi dini düşünceyi pozitif akıl ile buluşturan ve tıpkı onun gibi 17. yüzyılda yaşamış Fransız Pascal’ı hatırlamamak mümkün değil. Gariptir, Pascal için de yalnızlıkla barışık olmak insan için büyük bir erdemdi. Ona göre, insan bir odada sakin ve yalnız oturmayı başarabilseydi, dünyada birçok problem yaşanmıyor olacaktı.
Bir odada ya da bir sandalyede olmasa da farklı mekânlarda yaşanan yalnızlığa Doğu toplumları da hiç uzak değildirler. Geri çekilme, eski çağlardan beri din ile sarmal olan bazı grupların geleneğinde çok güçlü bir şekilde temsil edilmekteydi; onlar dönem dönem tercih ettikleri yalnızlığı kendilerini adadıkları Tanrı’ya yakınlaşma olarak algılarlardı. Fakat, ebedi yalnızlığı temsil eden Tanrı’ya yakın olabilmek hiç de kolay değildir. Yakın zamana kadar, Dersim’de dervişler Aralık ayının 21’inden Ocak sonuna kadar, yani tam kırk gün, Düzgün Baba dağındaki mağarada çile çekerek geçirirler ve Hızır orucuyla buna son verirlerdi. Onları yalnız çok az sayıda kişi ziyaret edebilirdi. Ne mutlu onlara yakın olan az sayıda insana!
Herhalde Xani’nin bahsettiği kenarda durmak derviş yalnızlığı da değildi. O bunun da ne demek olduğunu çok iyi bilenlerdendi.
Belli ki Xani, dünyaya baktığı açının farklı ve kendi varlığı ile doğrudan ilişkili bir yer olduğunu vurgulamak istemişti. Kimliği ve hatta dağlı olduğu önemliydi fakat bir de karşımızda kendi konumunun ayrıcalıklığını önemseyen bir birey vardı. Muhtemelen bu kimlikler arasında bir denge bulmak, onun zamanında da kolay değildi; çünkü insan bazen kendi durduğu yeri toplumsal bağlamdan uzak, kendisine hayranlık duyabileceği bir alan olarak kurgulayabilir. Belki Xani de ara ara bunu yapmıştır, üstelik hepimizi uyaracak kadar farkında olmasına rağmen: Sen de haddini aştın tıpkı Xani gibi/ Sen de ressamlık yaptın tıpkı Mani gibi.
Hem dağlı kalabilmek hem de Mani olabilmek, hem toplumsal olanı önemsemek hem de bireyi unutmamak; kenarda durmak, 17. yüzyılda bu konumda olan bir kişinin ruh halini anlatan bir ifadeydi belki de. Ne olursa olsun, günümüzde de olduğu gibi, biraz zahmetli bir şey işte.
Referanslar
El-Rouayheb, Khaled (2015), Islamic Intellectual History in the Seventeenth Century: Scholarly Currents in the Ottoman Empire and the Maghreb. Cambridge: Cambridge University Press, s. 13-59.
Leezenberg, Michiel (2019), Language, Kingship, and Nation: The Ambiguous Politics of Ehmedê Xanî’s Mem û Zîn. Kurdish Studies, 7(1), s. 31–50.
Resül, İzzeddin M. (2007), Bir Şair Düşünür ve Mutasavvıf olarak Ehmede Xani ve Mem u Zin, İstanbul: Avesta, s. 353.
Xani, Ehmede (1990), Mem u Zin (Bozarslan, M. E. Çev.) İstanbul, Hasat, s.79.
Xani, Ehmede (2008) Ahmed Khani Mem and Zin (Saadalla, S. Çev.), İstanbul: Avesta, s. 41.
Xani, Ehmede (2016) Mem u Zin (Yıldırım, K. Çev.) İstanbul, Avesta, s.170.
Xani, Ehmede (2018) Mem u Zin: A Classic Kurdish Epic From the 17th Century (Omar, Feryad F. ve Mitch Cohen, Çev.) Berlin: Institut für Kurdische Studien Berlin, s. 64.
Xani, Ehmede (2018) Mem ile Zin (Temo, S. Çev.), İstanbul, Everest, s.54

0 yorum:
Yorum Gönder